|
|
|
>>
Ana Sayfa
| ŞÜKRÜ SARACOĞLU TARAFTAR KÖŞESİ
Yerli malı en güzel şiirin sahibi belli değildir. En güzel bestemizi yapan sanatkarı tanımıyoruz.
Bir İsparta halısının üzerinde, gül bahçesini, gülüyle, bülbülüyle, hatta ıtrıyla bulabilirsiniz, fakat sahibini, yaratıcısını bulamazsınız.
En güzel espirilerimizin de sahipi yoktur. Bektaşi, deriz. Nasrettin Hoca, deriz. Bekri Mustafa deriz. Aslında bakarsan bunların hepsi uydurmadır. "Eflatun derki', ekmeğinizi ekmekçiden alın ve radyolarınızı.... Radyo atölyerinde tamir ettirin!"
Bu reklam size Platonu değil, bir isimsizi, eski deyimle bir "laedri"yi hatırlatır. Bugün hala sahibini bilemediğim çok keskin bir nüktenin heyecanını yaşarım. Yıl, 1939... Dünya gebe Bir ifrit de doğabilir, bir melek de... O günün Başvekili Saracoğlu, bir uzlaşma zemini hazırlamak, dünyayı, büyük ateşten kurtarmak için Moskova ya gitmiş. Siyasi pazarlıkları iyi çeviren bir diplomasi, onu yormak, yıpratmak hevesinde. Günler, haftalar geçer, Türk misyonu, Sovyet makamlarıyla temas geçemez.
|
Yerli malı en güzel şiirin sahibi belli değildir. En güzel bestemizi yapan sanatkarı tanımıyoruz.
Bir İsparta halısının üzerinde, gül bahçesini, gülüyle, bülbülüyle, hatta ıtrıyla bulabilirsiniz, fakat sahibini, yaratıcısını bulamazsınız.
En güzel espirilerimizin de sahipi yoktur. Bektaşi, deriz. Nasrettin Hoca, deriz. Bekri Mustafa deriz. Aslında bakarsan bunların hepsi uydurmadır. "Eflatun derki', ekmeğinizi ekmekçiden alın ve radyolarınızı.... Radyo atölyerinde tamir ettirin!"
Bu reklam size Platonu değil, bir isimsizi, eski deyimle bir "laedri"yi hatırlatır. Bugün hala sahibini bilemediğim çok keskin bir nüktenin heyecanını yaşarım. Yıl, 1939... Dünya gebe Bir ifrit de doğabilir, bir melek de... O günün Başvekili Saracoğlu, bir uzlaşma zemini hazırlamak, dünyayı, büyük ateşten kurtarmak için Moskova ya gitmiş. Siyasi pazarlıkları iyi çeviren bir diplomasi, onu yormak, yıpratmak hevesinde. Günler, haftalar geçer, Türk misyonu, Sovyet makamlarıyla temas geçemez.
Hepimiz sinirliyiz, hepimizin kulağı kirişte. O günlerde Tire'deydim... Bir iş için dağ köylerine gitmiş, bir yörük çadırına misafir olmuştum. İhtiyar, ak sakallı, göğsünün kırçıl kılları mintanından dışarı uğramış bir yörük, bizden: (ahval-i alem) hakkında haber sordu. Bu eski zeybeğe verecek iyi bir haberimiz yoktu: "- İyilik sağlık efem!" dedik. O, maviye çalan kül renkli kaplan gözlerini kırpıştırarak: "Uruslar bizden, Boğaz "Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarını kasdediyordu" anahtarlarını istemiş. Bizim Saracoğlu da demişki, Boğazın anahtarı bizde yok. Onu giderken Atatürk beraberinde götürdü demiş."
Ne Ruslar böyle birşeyi (açıkça) istemiş, ne de Saracoğlu böyle bir cevap vermişti. Fakat, İsimsiz kahramanlar, isimsiz siyasetçiler bu sip-sivri espriyi yapmış, fakat, altına imza atmamıştı. O, yaratıcı kuvvetli, patent için gayret sarfetmekten utanırdı. Milleti hafife alanlar, bir İSİMSİZ'in nüktesi karşısında ne düşünür, bilmem.
En güzel espirilerimizin de sahipi yoktur. Bektaşi, deriz. Nasrettin Hoca, deriz. Bekri Mustafa deriz. Aslında bakarsan bunların hepsi uydurmadır. "Eflatun derki', ekmeğinizi ekmekçiden alın ve radyolarınızı.... Radyo atölyerinde tamir ettirin!"
Bu reklam size Platonu değil, bir isimsizi, eski deyimle bir "laedri"yi hatırlatır. Bugün hala sahibini bilemediğim çok keskin bir nüktenin heyecanını yaşarım. Yıl, 1939... Dünya gebe Bir ifrit de doğabilir, bir melek de... O günün Başvekili Saracoğlu, bir uzlaşma zemini hazırlamak, dünyayı, büyük ateşten kurtarmak için Moskova ya gitmiş. Siyasi pazarlıkları iyi çeviren bir diplomasi, onu yormak, yıpratmak hevesinde. Günler, haftalar geçer, Türk misyonu, Sovyet makamlarıyla temas geçemez.
Hepimiz sinirliyiz, hepimizin kulağı kirişte. O günlerde Tire'deydim... Bir iş için dağ köylerine gitmiş, bir yörük çadırına misafir olmuştum. İhtiyar, ak sakallı, göğsünün kırçıl kılları mintanından dışarı uğramış bir yörük, bizden: (ahval-i alem) hakkında haber sordu. Bu eski zeybeğe verecek iyi bir haberimiz yoktu: "- İyilik sağlık efem!" dedik. O, maviye çalan kül renkli kaplan gözlerini kırpıştırarak: "Uruslar bizden, Boğaz "Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarını kasdediyordu" anahtarlarını istemiş. Bizim Saracoğlu da demişki, Boğazın anahtarı bizde yok. Onu giderken Atatürk beraberinde götürdü demiş."
Ne Ruslar böyle birşeyi (açıkça) istemiş, ne de Saracoğlu böyle bir cevap vermişti. Fakat, İsimsiz kahramanlar, isimsiz siyasetçiler bu sip-sivri espriyi yapmış, fakat, altına imza atmamıştı. O, yaratıcı kuvvetli, patent için gayret sarfetmekten utanırdı. Milleti hafife alanlar, bir İSİMSİZ'in nüktesi karşısında ne düşünür, bilmem.
Ziya Hanhan
Hürriyet, 1962
Özel Not:Merhum Şükrü Saracoğlu'nun oğlu İnş. Yük. Müh. Yılmaz Saracoğlu'na bu bilgileri bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.
|
|
 |
Yazarın üzerine tıklayarak diğer belgelerine ulaşabilirsiniz.
|